Ana içeriğe atla

İstanbul'da bir Pazar

İstanbul'da ilk zamanlarımda bir oda kiralamıştım, çok büyük bir evin bir odası benimdi.
Evde kimse yaşamadığı için ev de benimdi ama asıl odayı kiralmıştım, bu detay hoşuma gidiyor.
Pazarları erken kalkar şehir turuna çıkardım.
Böyle böyle keşfettim İstabul'u. O zamanlar akıllı telefonlar yaygın değil, minik bir Samsung'um var, internet desen zaten yok. Benim de mavi bir defterim vardı.
Çoğu yerin fotoğrafını aklımdan çekip, defterime yazıyordum. Bazen çok beğenmişsem resmini çiziyordum. Birkaç yılım böyle geçti. Defterlerim böyle bitti. Şimdi aldığım defterleri bitirmekte zorlanıyorum. Mesajlar, Instagram, Whatsapp... vs derken deftere yazı yazmak lüks haline geldi.
Bir de buraya yazıyorum.

İlk zamanlar bloğa yazı yazmak heyecan vericiydi. Resimler seçip, özene bezene ne yazacağımı düşünüyordum. Herkesin ulaşabileceği bir ortamda yayınlanacaksa güzel ve özenli olmalıydı. Sonra başlıyordum beklemeye.
Gelen yorumları okumak, onlara cevap vermek yeni yazmak için en güzel motivasyondu.
Canavar cingöz diye bir kitap ayracı bulmuştum, günde en az 5 mesaj alıyordum: Canavar Cingözleri nereden bulabiliriz? diye. İsmini tamamiyle benim bulduğum/ürettiğim artık ne derseniz diyin bir kitap ayracıydı sonuçta.
O zamanlar daha çok hoşuma gidiyordu, kimseler de yoktu. Havalı bloggerler, Youtuber'lar pardon pardon Vlogger'lar. (peh)
Resim, fotoğraf en çok trafik çeken öğeydi. Bu nedenle değişik resimler bulmaya çalışıyordum ziyaretçi sayım artsın diye. Sonrasında Instagram çıktı zaten.
Sanırım her yeniliği önce kendimde denedim.

Facebook'a bloğum için reklam verdim, sonra Google ads kurdum para kazandım, Pinterest açtım oradan trafik sağladım. Fotoğraflarım daha fiyakalı çıksın diye Instagram uygulamaları indirim. (paralı) kredi kartımın 200TL limitiyle neler yapmadım ki.

Hepsi büyük bir keyifti ve özenli zaman gerektiren şeylerdi.
Şimdi zamanı ne yapıyoruz, nasıl harcıyoruz? Bu saatte kadar ne yaptım? 

Instagram'da kesin 30 dk'ımı harcamışımdır oraya buraya tıklayarak. Oku oku, bak bak, tüket tüket, hani nerede kaldı üretmek?

Bugün benim üretkenliğim de bu yazı olsun.

Bu işleri artık işim olarak yapıyorum da herhangi bir popülerliğim yok. Teneke gibi boş olan genç kitleye hitap etmek maalesef imkansız hale geldi.
Düşünün ki Aleyna Tilki diye bir kızın şarkısını 2 gün önce dinledim, bu kadar geriden geliyorum.

Ben yine gelecekteki torunlarım için yazıyım, onlar benim hedef kitlem olsun. Zaman ayırıp okuyanlara da (özellikle bu kirlilikte) teşekkürlerimle... :)

Fotoğrafı da az önce arşivde buldum.
Madem eskilerden bahsettik; her fırsat bulduğumda yere oturduğumu gösteren -yaz kış demeden- bu fotoğrafı ekliyim dedim.

Yorumlar

  1. Şu reklem vs olaylarını bana da bir anlatsan, yol göstersen? Öğretmek de bir nevi üretim sayılmaz mı? ;)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Suyun Altında Nefes Alabiliyorum

 "Suyun Altında Nefes Alabiliyorum" dedim geçenlerde...  bu bir his, bir düşünce balonu ve o balonun içinde denizin altında yüzebiliyorum.  solungaçlarım yok kuyruğum yok ben insan formunda ama özgür  özgürce yüzebiliyorum nefes alabiliyorum korkmuyorum belki düşüncesi korkutucu ama korkmuyorum suya düşmedim kendim atladım derine doğru gidebilirim  okyanusun karanlıklarından da korkmuyorum nefes alabiliyorum sırt üstü uzanıp yukarıya doğru bakıyorum  suyun altında gülebiliyorum  daha da derine gidebilirim çünkü nefes alabiliyorum

Bugünlerde böyle hissediyorum....

https://www.highinthesky.com.au/prints/distant