Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Kasım, 2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İnsan Hikayesi

Şahsına münhasır bir insandı. Tuhaftı. Orası kesin. İsteyipte elde edemediği hayalleri vardı. Kendisine sorarsanız kesinlikle çabalamıştı. Ama bana göre asla yeterince çabalamadı. Dik başlı, her zaman daha iyisi olduğunu iddia eden biriydi. İlk "her zaman daha iyisi vardır" fikrini duyduğumda bozulmuştum. Gözü her an kapıda olan biri canlanmıştı gözümde. Ama bu nedense beni korkutmadı. Sanırım daha iyisi olmak istedim. Önce ben saçmaladım sonra o. Önce ben delirdim sonra...Sonra... Sonra o değil. Sanırım o hiç delirmedi. Bu oyunda deli olan sadece bendim. Bir oyundu. Yazılmamış, doğaçlama bir oyun. Karakterler için oyun devam ettiği sürece bir arada kalabilecekleri bir kurgu. Bir kişinin bile ayakları yere değse bozulurdu herşey. Bu anlattıklarım geçmişti. Şimdi bugünle ilgili hikayeyi dinleyin: Uçakta giderken bulutları görünce daha dikkatli bakmaya başlıyorum gökyüzüne. Puf beyazlık bir süre hoşuma gitsede her zaman renkleri arıyorum. Uçaklarda hiç bir zaman kitap o...

Böyle Tutkularım Var Benim

Aynı filmlerdeki gibi. Yekpare bir ışığın aydınlattığı minik bir salonda, ahşap bir çalışma masası. Üzerinde kağıtlar ve bir kaç kitap. 5'i yarım okunmuş 1 tanesi diğerlerinden ayrı belli ki bitmiş. Kahve fincanı, masaya zarar vermesin diye altına yazılarla dolu bir kağıt konmuş. Kahvenin dumanı pencerenin ardındanki mevsimden dolayı görüntüyü ısıtıyor... Böyle bir hayal gücüyle devam edebilirdim belki. Ama değil. Yekpare ışık tamam. Ahşap masa yerine mini salon sehpası ve üzerinde ayaklarım var. Fincanla masa arasına girmedim. Aldığım bardak altlıklarını kütüphanede sergiliyorum. Kitaplar konusu doğru. 5 tanesini hala bitirmedim. Önlerine de yazılar yazdım. Tarihler attım. Keyfime göre okuyorum. Hepsi çok değerli aslında, üzerlerinde nobel edebiyat ödülü logoları var. Merakımdan almışım da yeterince etkilenmemişim. Yazarlarına saygımdan güç bela okuyorum. Aslında bir kadeh şarabın yanında daha iyi okunuyorlar. Biraz çakır keyif olunca kafamda hikaye daha güzel canlanıyor. Evet ...

Herkesin Saçmalama Hakkı Vardır

Resmi davetlerde yüzünde tebessümle önündeki yemeği dürten insanlar vardır hani. Öyleleri son derece dikkatli yer yemeğini, saatlerce ve zorla çiğner tini mini lokmaları. Kimse görgüsüz değildir çünkü. Güya yani.  İşte bazen hayatta da -sanki- resmi bir davetteymiş gibi davrananlar var.  Tebessüm ediyorlar çevrelerine. Gerçeği saklamanın en iyi yoludur tebessüm. Basittir. Çünkü kahkaha içten atılır. Tebessümün içtenliği yoktur pek*. Sanırım saçmalamaktan korkuyor herkes.  Ödü patlıyor eline yüzüne bulaştırmaktan. Oysa çocukken elimize yüzümüze bulaştırarak öğrenirdik herşeyi. Büyüyünce işler değişti tabii.  Mesaj verme kaygısından oldukça uzağım aslında :) Bu yazıyı elime yüzüme bulaştırma, hatta mahvetme cesaret ine sahibim!  Tebessüm edenlere gösterdiğim sabrın sonuna geldiğimden yazmak istedim belkide. Bunca zaman gösterdiğim sabır benim saçmalığımdır. Ve bu yüzden kendime diyorum ki: Herkesin saçmalama hakkı vardır.  *zorunlu tebessümleri mazur ...