Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Eat, Pray, Love.

Bu ay Maison Française dergisini biraz geç karıştırmaya başlasamda, pek bir şey kaçırdığımı düşünmüyorum. En eskilerin en son moda olması eskisi kadar ilgimi çekmiyor sanırım. Ya da gözüm alıştı artık "aynı farklılıklara." Derginin "İlham" bölümünde son günlerin en merak edilen filmi; "Eat, Pray, Love" konu edilmiş. Elizabeth Gilbert adlı sayın bayan günlerden birgün mutlu olmadığına karar veriyor ve güzel hayatını olduğu gibi bırakıp kendi belirlediği rotalara doğru yola çıkıyor. İtalya, Hindistan ve Endonezya'nın keşfedildiği kitapta sıkılgan bizleri özendirecek bütün kışkırtıcı ayrıntılar var. Bırakamadığımız, terk edemediğimiz, vazgeçemediğimiz ne varsa hassas olan biz insanoğlu, buna cesaret edip konuyu hayalin ötesinde gerçekleyen birini görünce merak edip okuyoruz tabii. Böyle popüler bir imrentinin film olması kaçınılmaz olmuş. Oyuncularıda aynı lezzette olunca, merak fırındaki kek misali kabarıyor. Derginin kitap/ film hakkında verdiği son ...

Uzak durun.

Fazla alkolden, kumardan, günde 2 paket sigaradan, zehirli maddelerden, aşırı hızdan, şekerden, tatlıdan, fazla yağlıdan değil; dengesiz insanlardan uzak durun.

every great love comes a great story

What, you ONLY like ice cream?

"Man, I was thinking about unrequited love, I figure it's best to just walk that shit off. Find someone else to be excited about. It's like if you love ice cream but your ice cream man friends won't give you any. Maybe he's got a good reason. It cuts into profits. Who knows? But he likes you as a friend and wants to hang out anyway. ıt just drives you crazy to hang out with that dude, even if he's being reasonable from his point of view. So don't hang out with him. What, you ONLY like ice cream? It's ice cream or nothing? Don't be an asshole. Learn to love donuts. " Joey Comeau. Ps. Umarım sizde okuduğunuzda benim gibi gülersiniz. :)

Yoshitomo Nara

Nerelerdeydim

Hayatın rutinine kaptırıp gidenler anlar beni; İstanbul'un hızında yitip gitmeyi, yapılacaklar listesinin içinde kaybolmayı ve ancak rüyalarında dinlenmeyi. Anlatacak çok şey birikmiş olmasına rağmen özet geçecek vakti ancak ayırabildim bugün. Günlerden Pazar, arka planda Pink Martini Amado Mio. Mis gibi bir hava, mis gibi kokan çayım yanımda, karşımda yeşilin tonları yapraklar.. Şair eder günün güzelliği beni. Sondan başa doğru gidersek nihayet selisduru.com adresi benim oldu! :) Katkısından dolayı Emel Işıtan'a teşekkür ederim pek çok :) Daha sadece ismine sahip olsamda varlığı bile şuan için bir neşe kaynağı. Ama bu kadarla kalmadım. Özellikle son günlerde yitip gittiğimi fazlasıyla düşünürken bir adres daha aldım ama şimdilik bir sır! Ortalıklarda gözükmediğim süre biraz dramatikti her açıdan. Suda boğulmak en kötü ölüm şekillerinden biriymiş. Nefessizliğin ne demek olduğunu hayatın gırtlaığıma yapıştığını hissettiğimde farkettim. Kolay değil yaşamak, kimse bana b...

Don't.

Penguen.

Bugün gördüğüm "neredeyse" bütün insanlar birbirlerine benziyordu! Fazla ciddiyim. Benzer tarzdaki çantaları tutuşları, tavırları, ojeleri, gömlekleri, yakaları, paçaları aynı fabrikanın farklı departmanlarından seri halinde çıkmış gibiydi. Bir kişilik olarak salınmıyordu giysileri ve tavırları ama bir kişilik sahibi olabilirler bu ayrı bir konu. Maymundan geldiğimizi idda edenler; kesinlikle penguen yolundayız.

Ev dediğin aydınlık olur.

Not.

Bugün iş yerinden çıktığımda saat 00.02 civarıydı. Kendi kişisel tarihime geçsin; 15 saat çalıştıktan sonra hala ayaktayım.

Rengi başka, tadı başka...

Tesadüfen Burcu'nun blog'unda keşfettim " Philip Ficks "'i. Fotoğraflara mı aşık oldum, yoksa fotoğraflara bakarken kendimi mi gördümde etkilendim bilinmez. Birkaç arkadaşıma daha yolladım, dedim ki ne görüyorsunuz? - Aa aynı sen! Philip'e de söyleyeceğim; gördüğün nesneleri yansıtma şeklin, renkleri, ifadeleri "sanki" aynı ben. Peki ben olan nedir? Akşamın 9'unda ofisten çıkan, bütün gün rakamları benzeyenleri ve benzeyemenleri arasında kaynaştıran, asker gibi hizaya sokan, kampanyalar ve medyanın en digital kısmının içindeki Selis'in bu renkli temalarda ne işi var? Durumun hazin tarafı karşısında kaşlarımı öyle kötü çattımki aldığım radikal kararlara bir yenisini daha ekledim. Konunun ayrıntılarını ancak gelecek günlerde paylaşacağım...   başka türlü bir şey benim istediğim ne ağaca benzer ne de buluta burası gibi değil gideceğim memleket denizi ayrı deniz, havası ayrı hava nerde gördüklerim, nerde o beklediğim rengi ba...

Radikalizm

Kapattım. Bugün biraz zaman harcayarak birçok sosyal vızıltıyı susturdum.Tıpkı sabah vızıldayıp duran saat gibi susturuverdim hepsini. Bugün kimin ne yaptığı, nerede olduğu, ne yazdığı umurumda bile değildi. Bugün resmen beni bana sakladım ve hiçbir durumu güncellemeden sessizliğin keyfine vardım. İnsan kendi sesini özlüyormuş. Başkalarına birşeyler anlatıp dururken harcadığın sesi değil, kendi sesini hani şu içerde susturduğumuz bize aslında doğru yolu göstermek için bir zamanlar yırtınan sesi. Tabi bu gibi durumlar şok etkisi yaratabiliyor. Hayatınızın bazı dönemlerinde ne kadar salak olabildiğinizi, hayatınızdaki bazı insanların şarap gibi yıllandığını bazılarının da öküzgözü şarabından çıkma birer öküz olduğunu farkedebilirsiniz.

Çok Kızgınım

Unutmamak lazım. Bünye bu yoruluyor, doluyor, unutuyor. Birisine kızdığında bazen her zaman değil ama cidden bazen unutmamak lazım! Unutma Selis!

Bezgin Bedri Beri Geldi

Hayallerimi ve onlara ilişik yaşayan fikirlerimi bir düzene oturtmanın zamanı geldi. Bu özgür, söz dinlemez hayallerim hizaya girmeli. Biraz kafa yormam gerek nerden başlayacağım konusunda. Hepsi bu. Formülü bu. Tek gereken bir başlangıç noktası. Bugün Bogusky sayesinde keşfettiğim bir video'yu izledikten sonra kararlılığım daha da arttı. Bir bey amca diyor ki; " Hayatlarımızı mutsuz olmak üzerine kuruyoruz." Sürekli kurduğumuz hayaller ve üstüne eklediğimiz yenileri...İşte doldurulması gereken noktalar. Gerçekleşen hayallerimizi gözümüz görmüyor. Tıpkı çok güzel bir manzaraya karşı otururken, alışkanlık kazanıp manzara körü olmak gibi. Sonra gel zaman git zaman sadece önümüzdeki imkanlar doğrultusunda bir hayat çerçevesine sıkışıp, yüzümüze "kaderdendir" ifadesini yapıştırıp bir ömrü tüketip göçüp gidiyoruz. May be all I need, sözü sadece Sunday Morning şarkısını kapsamamalı. Merak ediyorum, sevdiğimiz şeyleri elde etmek istediğimiz kadar, elde ettikler...